Son dönemde sen de şunu sık duyuyor musun? “Bırak dağınık kalsın.” Moda ve güzellik dünyasının yeni favorisi Messy Girl estetiği ile tanışmanın zamanı geldi!
Geriye doğru kusursuzca taranmış saçlar, ışıltılı bir cilt, nötr tonlarda kombinler, düzenli bir oda, pilates, matcha ve özenle hazırlanmış sabah rutinleri… Uzun süre sosyal medyada “Clean Girl” diye bildiğimiz bu estetiğin yansımalarını izledik. Her şey, giderek performansa dönüşen hayatlarımızın sakin, kontrollü ve yerli yerinde olduğunu kanıtlar gibiydi.
Ama son dönemde görüntü değişmeye başladı. Podyumlarda, kırmızı halılarda ve sosyal medyada artık daha dağınık, daha katmanlı ve yaşanmış bir estetik öne çıkıyor: “Messy Girl”. Giyimde hafif solmuş jean’ler, yıllanmış deri ceketler, hikâyesi olan parçalar ve farklı renklerle dokuların yarattığı kontrastlar dikkat çekiyor. Eski bir tişört, dantel bir etek ve ağzına kadar dolu büyük bir çanta aynı kombinde buluşabiliyor. Yüzlerde hafifçe silinmiş rujlar, dağılmış göz kalemleri, saçlarda ise daha serbest ve kendi hâline bırakılmış bir görünüm var.
Ama asıl kırılma görünümden çok düşüncede. Messy Girl, her şeyin fazlasıyla düzeltilmiş, filtrelenmiş ve kontrol altında görünmesi gerektiği fikrinden biraz uzaklaşmakla ilgili. Peki, birkaç yıl önce her yerde Clean Girl konuşulurken nasıl bir anda buraya geldik? Ve daha önemlisi, bir insan nasıl “bilinçli biçimde dağınık” görünebilir? Gel, anlatalım.
Buraya Nasıl Geldik?
Clean Girl’ün yükselişini düşündüğümüzde zamanlaması oldukça anlamlı. 2020’lerin başında makyajdan çok cilt bakımının konuşulduğu, wellness rutinlerinin günlük hayatın merkezine yerleştiği ve sosyal medyanın sade, sakin, düzenli yaşam imgeleriyle dolduğu bir dönem yaşadık. Geriye doğru sıkıca toplanmış saçlar, nötr tonlarda basic parçalar, itinayla taranmış kaşlar… “Clean Girl”, adından da anlaşılacağı gibi bu dünyanın içine adeta cuk oturan bir stildi.

Ancak zamanla “zahmetsiz” görünen bu estetiğin hiç de zahmetsiz olmadığı daha görünür hâle geldi. Doğal görünen cildin arkasında uzun bakım rutinleri, işlemler ve ürünler; basit görünen sıkı topuzların arkasında ise her saç telini yerinde tutma çabası vardı. Üstelik sosyal medyada yalnızca yüzün değil, evin, sabah kahven, çalışma masan ve günlük rutinin de aynı düzenin parçasıydı. Doğal görünmek bile üzerinde çalışılması gereken bir projeye dönüşünce, kusursuzluk biraz yorucu olmaya başladı.

Popüler kültür, estetiklerin doyuma ulaştığı anlarda kendi karşı akımını üretmeyi seviyor. Sosyal medyada #messygirl etiketi hızla yayılırken, 90’ların grunge estetiği ve 2000’lerin kulüp kültürü (indie sleaze) yeniden hatırlanmaya başladı. Courtney Love ve Kate Moss gibi “dağınık” stilleriyle hafızaya kazınan isimler yeniden referans hâline geldi. Charli XCX’in Brat albümüyle yükselltiği gürültülü, kaotik ve asi enerji bu estetiğin ruhuna güçlü bir karşılık verirken, Billie Eilish de benzer bir tavrı daha karanlık ve kendine özgü bir stil diliyle bugüne taşıyan isimlerden biri oldu.
Messy Girl bu yüzden gökten düşmüş yepyeni bir trend değil. Daha önce moda tarihinde gördüğümüz dağınık saçların, koyu ve dağılmış farların, vintage parçaların ve umursamaz görünen stilin yeniden yorumlanmış hâli. Yenilik, tek tek parçaların kendisinden çok onların bugün neye tepki olarak geri döndüğünde.

Messy Girl Tam Olarak Ne Demek?
Messy Girl stilini tek bir görünümle tarif etmek zor. Çünkü burada belirli parçaları satın alıp tamamlayabileceğin bir kombinden çok, ortaya çıkan his önemli. Bir şeyler biraz yerinden oynamış olabilir ama sonuç hâlâ kişisel ve stil sahibi görünmeli.
Güzellik tarafında bunun en belirgin karşılığı, makyajın yüzde adeta mühürlenmiş gibi durmaması. Keskin eyeliner yerine göz çevresine hafifçe dağılan koyu kalemler, kusursuz kontürlenmiş dudaklar yerine hafifçe uçmuş rujlar ve cilt dokusunu tamamen kapatmak yerine çilleri, kızarıklıkları ya da doğal dokuyu görünür bırakan daha hafif ten ürünleri öne çıkıyor.
Saçta ise sıkı ve pürüzsüz topuzun karşısına doğal dalgasında bırakılmış, birkaç tutamı yüzün çevresine düşmüş ya da gelişigüzel toplanmış stiller öne çıkıyor. Burada önemli olan, saçın ve makyajın gün içinde değişebilmesine izin vermek; sabah evden çıktığın hâli akşama kadar dondurmaya çalışmamak.

Giyimde de benzer bir “kuralsızlık” hâli var. Vintage deri ceketler, bol ve hafif solmuş jean’ler, grafik tişörtler, dantel ya da saten parçalar, büyük ve yumuşak formlu çantalar, eski görünümlü botlar ve üst üste takılan aksesuarlar sık karşılaşılan kodlardan. En önemlisi de farklı dokular iç içe geçiyor. Romantik bir eteğin eski bir grup tişörtüyle, iddialı bir kırmızı rujun bol bir jean’le ya da şık bir parçanın yıllardır dolabında olan bir ceketle buluşması gibi… Şimdiye kadar birbirine ait olmayan şeyler birlikte yeni bir karakter kazanıyor.
Bu yüzden Messy Girl’de “yaşanmışlık” kelimesi önemli. Kıyafetin yeni paketinden çıkmış, makyajın beş dakika önce tamamlanmış, odanın da dekorasyon çekimine hazırlanmış gibi görünmesi gerekmiyor.

Dahası Var
Messy Girl görünümünü kafanda daha net canlandırmak istiyorsan, kusursuz ışık altında çekilen sabah rutini videolarını unut. Gece arkadaşlarınla eğlendikten sonre eve girdiğin o anı düşün. Saç biraz bozulmuş, göz makyajı birkaç saat önceki kadar net değil, çantanın içinden kulaklıktan ruja kadar her şey çıkabilir ve kıyafetin bir stilistin önceden hazırladığı gibi kusursuz görünmüyor. Ama bütün bunların içinde kişiye ait güçlü bir karakter var.
Trendin 90’larla ilişkisinin önemli bir kısmı buradan geliyor. Grunge, kusursuz görünmenin peşinde değildi; eskimiş kumaşlar, deri, dağılmış göz makyajı ve katmanlı giyim üzerinden daha ham bir stil dili kuruyordu. 2000’lerin indie sleaze döneminde ise buna gece hayatı, skinny ya da yıpranmış denimler, vintage grup tişörtleri, sert flaş fotoğrafları ve “parti biraz önce bitmiş olabilir” hissi eklendi. Messy Girl bütün bunları birebir geri getirmiyor; bugünün daha rahat siluetleri ve kişiselleştirme merakıyla yeniden karıştırıyor.

Aynı tavrı yaşam alanlarında da görmek mümkün. Her yüzeyin boş bırakıldığı, her objenin aynı renk paletine uyduğu kusursuz odaların karşısına kitapların açık kaldığı, farklı dönemlerden objelerin yan yana geldiği, seramiklerin ve tekstillerin birbirine doku kattığı eklektik tasarımlar göze çarpıyor. Sosyal medyada bir süredir “curated chaos” olarak tarif edilen bu yaklaşım da aslında Messy Girl ile aynı fikre yaslanıyor: Bir yerde gerçekten yaşandığını saklamak yerine onu görünür bırakmak.
Sandığımız Kadar Çabasız mı?
Diğer taraftan Messy Girl akımını dürüst bulmayanlar da var. Kimi moda yazarları bu “messy” görünümün arkasında yine uzun süren uğraşlar olduğunu savunuyor. Çünkü gerçek hayatta dağınık olmakla internette öyle görünmek aynı şey değil. TikTok’ta dağıtılmış eyeliner yapan birinin amacı eyeliner’ı gerçekten kötü sürmek değil; kontrollü biçimde o bitmemiş hissi yaratmak. “Üzerime ne bulduysam geçirdim” gibi duran bir kombin de çoğu zaman renk, oran ve dokular düşünülerek hazırlanıyor.
Yani Clean Girl kusursuz görünmek için çaba harcıyorsa, Messy Girl bazen çaba harcamamış gibi görünmek için çaba harcıyor. İnternetin neredeyse her estetiğe yaptığı şey de biraz bu değil mi zaten? Bir yaşam biçimi ortaya çıkıyor, ardından belirli saçlar, çantalar, ayakkabılar ve makyaj ürünleri onun görsel kodlarına dönüşüyor. En sonunda “kuralları önemsememe” fikrinin bile kendi kuralları oluşabiliyor.

Üstelik kimin “dağınık ama cool” kimin sadece “özensiz” olarak görüldüğü sorusu da pek konuşulmuyor. Messy Girl imgelerinin büyük kısmının moda dünyasının zaten ideal kabul ettiği bedenler ve yüzler üzerinden dolaşıma girmesi, bu rahatlığın herkese eşit biçimde tanınıp tanınmadığını düşündürüyor. Dolayısıyla akımı gerçekten özgürleştiren şey, yeni bir ideal kadın görüntüsü yaratması değil; ideal kadın görüntüsünün biraz daha esneyebilmesine alan açması olabilir.

Clean Girl Gerçekten Bitti mi?
Muhtemelen hayır. Clean Girl hâlâ hayatımızda; ancak birkaç yıl önceki gibi güzelliğin ve stilin tek baskın referansı değil. Messy Girl’ün yükselişi de bir estetiğin diğerini tamamen silmesinden çok, kusursuzluk fikrinin artık eskisi kadar cazip gelmediğini gösteriyor.
Messy Girl akımıyla gerçekten daha özgür bir güzellik anlayışına mı geçiyoruz, yoksa bu kez de başka türden bir “tasarlanmış spontanlık” mı izliyoruz, bunu zaman gösterecek. Ancak yapay zekânın saniyeler içinde kusursuz yüzler üretebildiği, algoritmaların neyin güzel olduğunu durmadan yeniden şekillendirdiği bir çağda bu trendin karşılık bulması yine de sevindirici. Belki de bu trendden alacağımız şey şudur: Kusur mutlaka düzeltilmesi gereken bir şey olmayabilir; bazen insanı diğerlerinden ayıran detayın ta kendisidir. Ne dersin?




