Nostaljiye özlem duymamız yeni değil, üstelik hiç yaşamadığımız bir zaman dilimi bile olsa… Fakat geçmiş, bugün hiç olmadığı kadar güncel. Lafı dolandırmadan hemen nedenlerini açıklıyoruz.
Moda döngüseldir, pop kültürü seçici… Sosyal medya ise adeta hızlandırılmış zaman makinesi gibi bir şey. Bu üçü birleştiğinde ortaya şaşırtıcı bir gerçek çıkıyor: “Nostalji” tam anlamıyla altın çağında! Y2K modasından 90’lar makyajına, retro-teknoloji merakından, klasik filmlerin geri dönüşüne kadar her şey, sanki görünmez bir iple yeniden yüzeye çekiliyor. Peki neden? Neden çoğumuz her zamankinden daha nostaljik hissediyoruz?
Sorunun birkaç cevabı var, birlikte bakalım.
Nostalji Neden Yeniden Trend?

Belirsizlik Çağında Güven
Son beş yılda sıradan günlerden geçmediğimiz malum. Pandemi, ekonomik dalgalanmalar, küresel krizler, sürekli değişen teknoloji derken çoğumuz rahatlama ve kaçış arayışına düştük. “Eee 90’ların şeffaf lip gloss’ları ne alaka?” diyebilirsin ama sandığından çok daha bağlantılı. Zira insanlar -özellikle de genç kuşaklar- eskinin “saf” hislerini aramayı, gelecek için endişelenmeye tercih ediyorlar. Ve tabii ki bu hisleri yaratan her şeyi.
Yapılan bir araştırmaya göre Z kuşağının yüzde 68’i kendilerinden önceki dönemlere özlem duyuyor ve yüzde 73’ü bu dönemlere ait medya, stil, hobi veya geleneklerle ilgili. Yaklaşık üçte ikisi, bugünün stresini yönetirken nostaljiden yardım alıyor. Üstelik bu kuşak 1997 ile 2006 yılları arasında doğan bir kuşak. Pek çoğu “özlediği” zamanları yaşamadı bile, sadece internet aracılığıyla deneyimledi. Buna rağmen geçmiş trendlere yöneliyor özellikle de 90’lara. Çünkü o dönemlerin çok daha eğlence dolu ve kaygısız olduğunu düşünüyorlar. Dahası, dijital öncesi estetik onlar için dijital ortamdan çok daha otantik ve yeni.

Y kuşağı da farklı bir kafada değil.Bir başka araştırma,Y kuşağının neredeyse yarısının belirli medya içeriklerine karşı nostalji hissettiğini ortaya koyuyor. Yani “geçmişi”, “şimdinin modası” hâline getirenlerin önemli bir kısmı, bugünün gençliği. İronik değil mi? Akıllı telefonlar ve sosyal medya çağının gençleri, kendilerini “sosyal medyanın var olmadığı bir döneme” ait hissediyor. Ama anlaması kolay. Genç nesillerin çoğu kariyerlerinin henüz başında ve onlar için bugünün istikrarsız dünyası özellikle yorucu. Bu noktada “geçmiş” aradıkları duygusal sığınak hâline geliyor.
Moda Eskiyi “Yeniden” Giyiyor
Moda zaten yirmi yıllık döngülerle çalışır. Bugün ise 90’lar ve 2000’lerin başındaki estetiği geri çağırıyor. Düşük bel jean’ler, kelebek tokalar, platform ayakkabılar, bebek tişörtleri. Hepsi teker teker geri dönüyor. Hem de daha ironik, daha kendinden emin, daha eğlenceli bir şekilde. Bunun ilk nedeni kaos çağında artan kaçış ve kimlik arayışı. Parlak renkleri, cesur stilleri benimserken hepimiz aynı zamanda kendimizi yeniden tanımlama ve görünür olma imkânı buluyoruz.
Diğer büyük sebep ise ikinci el kültürünün yükselişi. Paylaşım ekonomisi sadece sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda özgün görünme arzusunu besliyor. Bu sayede “gerçekten yaşamış” vintage parçalar hızlı moda kopyalarından çok daha çekici hâle geliyor.

Makyaj tarafında da aynı dönüşüm var. Y2K’nin aşırılığı 90’ların minimal tavrıyla bir araya geliyor. Lip gloss parıltısı, neon farlar, vampy koyu dudaklar, mistik makyajlar adeta gözlerimizi alıyor. Fakat ne modada ne de güzellikte bu bir “geriye sarma” değil. Çünkü kimse, eskiyi aynı şekilde giymiyor. Eksiklerini tamamlıyor, bugünün değerleriyle yorumluyor ve kendi estetik evrenini yaratıyor.
Eğlence Kültüründe Nostalji
Medya ve oyun sektörünün yıllardır yaptığı şeyin çok basit bir açıklaması var: Risk almamak. Yeni bir evren kurmak, yeni karakterler yaratmak, yeni hikâyelerin peşinden koşmak… Hepsi pahalı, yorucu, belirsizlik dolu. Bu yüzden sektör “zaten sevdiğimiz” dünyalara bizi geri ışınlıyor.
Avatar gibi kült yapımlar yıllar sonra devam filmleriyle geri dönüyor. Disney animasyonlarının canlı çekimleri birer birer önümüze düşüyor; oyun stüdyoları eski pikselli klasikleri, güncellenmiş grafiklerle modern konsollara taşıyor. Müzik platformlarında bile aynı furya var. Hepsi, “Geçmişe dönüş”, “Zaman kapsülü”, “Throwback 90s” gibi listelerle geçmişin ikonik parçalarını yeniden dolaşıma sokuyor.

Netflix’in “Stranger Things” serisi mesela bir başka örnek. Dizi 1980’leri ekranlara getiriyor ama bunun yanında platformu kısa süreliğine çökertecek kadar yüksek bir izlenme yakalamış durumda. Bir bölümde geçen Kate Bush’un 1985 tarihli “Running Up That Hill” şarkısı ise bir gecede küresel hite dönüştü. Bir kesim çocukluk hafızasını yeniden tazeledi bir kesim eski bir şarkıyı ilk kez keşfetmenin heyecanını yaşadı.
Ve evet nostalji bir his, ancak bunun ötesinde bir iş modeli. Ekonomik olarak düşük riskli, duygusal olarak yüksek getirili. Tam da bu yüzden internet öncesinin birçok deneyimini bugün internette görmek son derece olası.

Retrotech Rüzgârı
Ekranlardan kafamızı kaldırıp etrafa bakalım. Bu sefer de “modası geçmiş” teknolojilerin yükselişini görüyoruz. VHS kameralar, katlanır telefonlar, vinil plaklar, retro oyun konsolları, analog fotoğraf makineleri… Bugün “eski” kategorisinde olan her şey birer birer “cool” etiketine terfi ediyor. Çünkü insanlar dokunabildiği, sesini duyabildiği, ağırlığını hissedebildiği cihazlara yöneliyor. “Daha az yapan ama daha gerçek hissettiren” teknolojilere…
Yalan yok, markalar da bu değişimin nabzını iyi tutuyor. New York merkezli Manual mesela. Şeffaf, rengarenk analog fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek bir trendi yakalamış durumda. Çekim kalitesi gibi detaylar kimsenin umurunda değil, hatta ne kadar kusurluysa o kadar makbul. Fotoğrafın “yanması”, bulanık çıkması; ışığın patlaması alıcısına çok daha cazip geliyor.

Benzer şekilde Kodak’ın yaptığı “Charmera” hamlesini hatırla. Charmera, 1987’de piyasaya çıkan ilk tek kullanımlık Kodak fotoğraf makinesinin bugüne uyarlanmış dijital bir versiyonu. Avuç içi kadar ufak olması ve analog estetiğiyle satışlarda resmen infilak yarattı. Şirketin pazarlama yetkilisinin dediğine göre beklenilenin 10 kat üstünde satıldı ve sadece 24 saatte tamamı tükendi.

Buradan çıkaracağımız sonuç? “Yeni” olanın büyüsü geçmişle birleşince değerleniyor. Dijitalden yorulan retroya sarılıyor, retroya sarılan markayı tetikliyor. Tam bir “kazan-kazan” ilişkisi.
Sosyal Medyanın Turbo Etkisi
YouTube’daki “core memory” videoları; Instagram’daki VHS filtreleri, 2000’ler şarkılarının remixleri veya eski film replikleri… Hepsi saatler içinde “viral” oluyor. TikTok’ta “Vintage” hashtagiyle paylaşılan milyonlarca video sayesinde klasik arabalar, nostaljik moda parçaları, retro cihazlar bir gecede milyonlarca tanınıyor. Algoritma da bu içeriklerin hakkını veriyor çünkü “tanıdıklık” aynı zamanda yüksek izlenme demek. Bu yüzden “nostalji” sosyal medya için tam anlamıyla biçilmiş kaftan. “Daha basitti ya… ne güzeldi.” diyerek anımsadığımız zamanlar belki o kadar basit değildi ama sosyal medya bize gerçeğin kendisini değil, hissini satıyor. Ve bu his bugün altın değerinde.

Özetle nostalji bugünün hızına, yoruculuğuna, çalkantısına verdiğimiz bir yanıt. Markalar için güç, sosyal medya için içerik, gençler için kimlik, hepimiz için kaçış. Ve bu kaçış geçmişin çok güzel olmasından kaynaklanmıyor, daha rahat zamanlara dönme isteğinden ileri geliyor. Çocukluğumuzu geri getirmenin bir yolu yok belki ama… Ona çok benzeyen hisleri yeniden yaşamanın yolu nostaljiden geçiyor…
Kulaklık Nasıl Seçilir?: Müzikten Maksimum Verim Almak İçin İpuçları
